• slayt
  • slayt
  • slayt
  • slayt
  • slayt
  • slayt
  • slayt
  • slayt
  • slayt
  • slayt
  • slayt
Duyurular

Merhaba,

Duyuruları Whatsapp üzerinden yapmaya başladık, duyuru almak isteyenler numaralarını bildirebilir. Akıllı telefonu olmayanlara duyuru malesef gelmeyecek.


Ankara Hava Durumu
Anket
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 46,0669   46,1499
EURO 53,1485   53,2443
       
Özlü Sözler
İstemek "istiyorum" demek değil, harekete geçmektir. (A.Maurrois)
Son Ziyaretçi Yorumları
Zeki Bayırcı
1987-1990 yılları arasında Külah köyünde öğretmenlik yaptım. Dronla yapılan çekimi izledim. Çok değişmiş. O dönemden tanıdıkları da vefat edenlere Allah'tan rahmet diliyorum. Kalanlara sağlık sıhhat afiyetler diliyorum. Özellikle bana her konuda yardımcı olan İzzet Kulaksız amcaya Rabbim gani gani rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşaAllah.

Galip OŞKUN
Yapılan bağışlar dolayısıyla köylülerimize teşekkür ederim. Bunun bir gelenek haline gelmesini ve köyümüzün kalkınmasına yardımcı olmasını yürekten dilerim. Emeği geçen herkese saygı ve sevgilerimi iletirim. Galip COŞKUN

Galip COŞKUN
Aile büyüğümüz Elmas (COŞKUN) ÇELİK'in vefatı dolayısıyla heran yanımızda olan, cenazeye katılan, telefonla arayarak acımızı paylaşan bütün dost ve yakınlarımıza ailemiz adına teşekkür ederim. Galip COŞKUN


Tüm ziyaretçi yorumları için tıklayınız.
Sponsorlarımız
KOÇ KATIMI

KOÇ KATIMI
İnsanlık, doğayla sürekli mücadele edegelmiştir. Bu mücadele, hayvanların ve bitkilerin evcilleştirilmesini de kapsamaktadır. İnsanın ilk evcilleştirdiği hayvanın köpek olduğu bilinmektedir. Milattan Önce 7500–6500 yılları arasında Anadolu’da hayvanlar evcilleştirilmeye başlanılmış olup, bunların başında koyun ve keçi gelmektedir. Binlerce yıldır Anadolu insanın hayatında önemli bir yeri bulunan koyunun, bakımına ve üremesine de oldukça özen gösterilmektedir.
Kışın evlerde beslenen koyunlar, karların kalkması ile birlikte çobanların gözetiminde araziye çıkartılır, koyunların kırlarda beslenmesi sağlanırdı. Bundan otuz kırk yıl önce her evde koyun beslenir, köyde toplam yedi yüz civarında koyun bulunurdu. Tarımdan sonra diğer büyükbaş hayvanlarla birlikte koyunculuk da köyün önemli geçim kaynaklarından biriydi. Koyun sayısı ve evlerin konumuna göre bölünmüş iki pörnek (sürü) bulunurdu. Yaz ve kış için ayrı ayrı olmak üzere, her bir sürü için yeteri sayıda çoban tutulurdu. Çobanlar; yaz boyu, geceleri de dahil olmak üzere, koyunlarla birlikte yazıda (kırlarda) kalırlar, sürüyü kuşluk vakti (sabahla öğle arası) sağım için köyün yakınına getirir, sitilini helkesini alan kadınlar da koyun sağmaya giderlerdi.
Koyunlarda ve bunlara bağlı olarak koç katımından söz ederken, “Çoban Yatağı”ndansöz etmemek olmaz. Köye yaklaşık bir kilometre uzaklıkta, bağlara bakan yamaçta, “çoban yatağı” olarak adlandırılan bir yer vardı. Burada, keramet sahibi bir çobanın yağmurdan korunmak için sığındığı rivayet edilen, oysa geçmiş uygarlıklardan miras olarak günümüze kadar gelen, kayaya oyulmuş, bir insanın yatar vaziyette sığabileceği tarihi eser bulunmaktaydı. Diğer taraftan burada bulunan kayanın üzerinde, çocukken kaydığımız, şimdi yosun tutmuş alan, oturmuş köpeğe benzeyen şekil, koyun ve keçi tırnağı izine benzeyen çukurlar, çobanın değneğini koyduğuna inanılan oyuk, hemen arkasında bulunan şarıldak (sanırım burada bulunan küçük bir şelaleden dolayı bu ad verilmişti.) ile kayalığın sarp yerindeki kartal yuvası ve baharda bol miktarda kuzu kulağının (ekşimik) yetiştiği karşı yamaç sanırım hala hatırlardadır. Arkeolojik bir değeri olduğunu düşündüğüm bu alan, mermer çıkartılacağı gerekçesi ile, doğal yapısı ile birlikte tamamen bozulmuştur.
Kuzuların daha sağlıklı olmaları için kışın soğuğundan korunmaları gerekmektedir. Bu amaçla insanlar, koyunların yavrulama zamanını denetim almaya ihtiyaç duymuşlardır. Koyunlar mart ayında yavrulasın ki, yavruların hayatta kalma olasılığı artsın. Bu düşünceden hareketle, koçlar Ağustos ayında sürüden ayrılır ve beslenmelerine özen gösterilerek Eylül ayının sonuna kadar sürüye ve koyunlara yaklaştırılmaz. Yeni bir neslin tohumlarının atılacağı zaman geldiğinde, yani Eylül ayının sonunda, koçların göğüsleri, kuyrukları ve sırtları kına veya kırmızı aşı boyasıyla boyanarak süslenir. Süslenmiş koçlar, bir sevinçle sürünün içerisine bırakılır. Koç katımı bir ay sürer. Bu şekilde beş ay sonra doğacak olan yeni neslin tohumları atılmış olur ki, bu etkinliğin; geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlayan toplumlarda önemli bir yeri vardır ve “koç katımı” olarak adlandırılarak bu toplumların hayatında önemli bir yer edinmiştir.
Köylüler, kuzuları beklerken boş durmazlar, mevsimsel döngüleri de göz önünde bulundurarak, başka etkinlikler gerçekleştirirler. Bunlardan biriside, kış soğuğunun en üst noktaya vardığı ve kış mevsiminin inişe geçmeye başladığı zaman olan Ocak ayında gençlerin yaptığı Kış Yarısı etkinliğidir. (Koç katımından 100 gün sonra yapıldığı için, bu etkinliğe sanırım “Koyun Yüzü” de denilmektedir.) Kış yarısında, gerekli hazırlıklarını yaparak, bir evde toplanırlar. En maharetli olanlardan birisi, sakal takarak, eski giysiler giyerek, sakalı dedeye benzetilir. (Sanırım bu kişilik “Tortu” olarak adlandırılmakta idi.) Diğeri, kadın giysisi giyer ve kadın kılığına girer, yanlarına birkaç kişi daha katılarak, maniler söylenerek gürültülü bir şekilde köy dolaşılır, tabi bu grubu çocuklar da takip eder. Kapı çalınıp evlere girildiğinde, dede kılığında olan, ev halkının oturmakta olduğu odanın ortasına maniler söyleyerek yatar, istenilen alınana kadar oradan kalkmaz, kadın kılığında olan ise oynar, diğerleri de bunlara eşlik ederler ve bu şekilde evlerden yiyecek toplanır. Bu şekilde, köydeki evlerin tamamı dolaşılır. Daha sonra, köyün gençleri uygun bir evde toplanarak değişik oyunlarla eğlenceyi gece boyu devam ettirirler.
Mart ayı geldiğinde, yani koç katımından 150 gün sonra, yeni bir nesil dünyaya “merhaba” demeye başlar, yavrular doğduktan birkaç gün sonra, diğer evlerin hayvanlarından ayrılabilmesi için kulakları çeşitli yerlerinden değişik şekilde kesilerek “en”lenirler. Karın kalkması ile birlikte sürü, çoban eşliğinde araziye çıkar. Ancak, koyunların tamamı kuzulamamıştır. Bu nedenle, çoban sürüyü köyün uzağına götürmez, ayrıca çocuklardan da sürünün etrafında oynamalarını ister. Koyunlardan birinin arazide kuzulaması halinde, çoban çocukların birisine kuzuyu ve koyunu teslim ederek köye gönderir. Çocuk, ağır tabiat şartlarına ve siyim siyim (ince ince, yavaş yavaş yağan yağmur) yağan yağmura aldırış etmeden ve kendisine yüklenen sorumluluğun bilinciyle, kuzuyu köye getirerek sahibine teslim eder. Bu emeğinin karşılığı, evin kadını tarafından kendisine verilen yumurtadır. Emeğinin karşılığı olan ve hiç kimsenin üzerinde tasarruf yetkisi bulunmayan yumurtaları annesine pişirttirerek gönül rahatlığı ile yer.
Toplumsal değişimin gereği olarak köylerde, ne siyim siyim yağmura bakmaksızın arazide doğmuş kuzuyu getirecek çocuk, ne koyun, ne de koç kaldı. Dolayısıyla bunlarla bağlantılı “koç katımı” ve “kış yarısı” gibi etkinliklerde yapılmadığı gibi sözü de edilmez oldu.
Koyun ve koç, halk türküleri içinde de önemli bir yer edinmiştir. Ozanlarımız bunların üzerinden halkın bilinçlenmesi için bazı mesajlar da vermeye çalışmışlardır. Bunların başında, Anadolu’nun yetiştirdiği en büyük ozan Pir Sulan Abdal gelir. Söyledikleri ile dört yüz yıldan beri toplumsal sorunlara tercüman olmuş Büyük Ozan’ın “… Uyur idik uyardılar / Diriye saydılar bizi / Koyun olduk ses anladık / Sürüye saydılar bizi …” dörtlüğü ile yazıyı sonlandırmak istiyorum.
Hoşçakalın, Dostça kalın.
Cemal GÖRÜR
18.10.2010





Okunma Sayısı: 2408


216.73.217.80








DİĞER HABERLER

 

© Copyright 2020  V4.1 Tüm Hakları Saklıdır. | Dernek Sitesi | Köy Sitesi


Top